Kamuoyuna yansıdığı üzere, Milli Eğitim Bakanlığı ile imzalanan protokoller
aracılığıyla Ensar Vakfı başta olmak üzere çeşitli vakıf ve cemaatlerin devlet
okullarına ders saatleri içinde girmesinin yolu açılmıştır. İzmir’de yaşanan son
uygulama, ÇEDES projesi adı altında kamusal, laik ve bilimsel eğitimin sistemli
biçimde aşındırıldığını bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Bugün yaşananlar yalnızca İzmir’e özgü değildir. Türkiye’nin dört bir yanında benzer
uygulamalarla karşı karşıyayız. Kamu okulları adım adım, sistemli biçimde gerici
vakıflara açılmaktadır.
Bu bir rastlantı değil; siyasal İslamcı iktidarın eğitim anlayışının doğal sonucudur.
Buradan açıkça söylüyoruz:
Pedagojik formasyonu olmayan, eğitimci sıfatı taşımayan kişilerin çocuklarla ders
saatlerinde muhatap edilmesi kabul edilemez. Bu durum yalnızca Anayasa’ya değil,
çocukların üstün yararı ilkesine de açıkça aykırıdır.
Bu ülkenin Anayasası’nın 2. maddesi açıktır:
Türkiye Cumhuriyeti laik bir hukuk devletidir.
42. madde ise eğitimin devletin gözetim ve denetimi altında, bilimsel esaslara
göre yapılacağını emreder.
Soruyoruz:
Pedagojik formasyonu olmayan, öğretmen sıfatı taşımayan, kamu görevlisi olmayan
kişilerin ders saatlerinde sınıflara girmesi hangi anayasal yetkiye dayanmaktadır?
Bu yetki Milli Eğitim Bakanı’na mı aittir, yoksa tarikat ve cemaatlere mi devredilmiştir?
Çocukların İhtiyacı Vaaz Değil, Yemektir
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in dün katıldığı bir YouTube programında, okullarda
yılbaşı etkinliklerinin yasaklanmasına ilişkin soruya verdiği yanıt son derece
çarpıcıdır. Sayın Bakan, “biz işin milli ve manevi değerler kısmındayız, örneğin yemek
yeme kültürünü öğretmeye çalışıyoruz” demiştir.
2
Soruyoruz:
Bir öğün ücretsiz yemeği çok gören bir iktidar, çocuklara hangi yemek kültürünü, nasıl
öğretecektir?
Aç okula giden, beslenme çantası boş olan, kantinden bir simit alamayan çocuklara
değerler eğitimi verilemez.
Çocukların bugün Türkiye’deki en temel ihtiyacı en az bir öğün ücretsiz, sağlıklı
yemektir.
Bu ihtiyaç ortadayken, okulları vakıflara açmak bir tercihtir ve bu tercih sınıfsaldır.
MESEM: Çocuk Emeğinin Kurumsallaştırılmasıdır
Kamusal eğitimin tasfiyesi yalnızca vakıf protokolleriyle sınırlı değildir.
MESEM uygulaması, çocukların eğitim hakkının gasp edilmesinin, ucuz iş gücü
haline getirilmesinin ve çocuk emeğinin kurumsallaştırılmasının adıdır.
Bugün binlerce çocuk, “mesleki eğitim” adı altında okuldan koparılmakta; iş
cinayetlerinde hayatını kaybetmekte, ağır koşullarda çalıştırılmaktadır. Devlet,
çocukları korumak yerine sermayenin ihtiyaçlarına göre konumlandırmaktadır.
MESEM’ler ile çocuklar:
Okuldan uzaklaştırılmakta,
Güvencesiz çalışmaya zorlanmakta,
Eğitim hakkından fiilen mahrum bırakılmaktadır.
Bu da gösteriyor ki iktidarın çocuklara biçtiği rol; öğrenci olmak değil, ucuz iş gücü
olmaktır.
Çocuklar Cemaatlere Teslim Edilemez
Ensar Vakfı denildiğinde, kamuoyunun hafızasında silinmeyen bir gerçek vardır:
Bu vakıfta yaşanan ve yargı süreçlerine konu olan çocuk istismarı skandalı.
Bu ülkede çocukların bir kez bile cemaat yapıları içinde istismara uğraması yeterince
ağır bir suçken, bugün aynı yapılara okulların kapılarının açılması akıl tutulmasıdır.
Devletin görevi çocukları korumaktır; onları potansiyel risk alanlarına teslim etmek
değildir.
Bizler çocukların:
Tarikatlara değil öğretmenlerine,
Cemaatlere değil rehberlik servislerine,
Vakıf görevlilerine değil bilimsel eğitime emanet edilmesini
savunuyoruz.
Laik, Bilimsel, Kamusal Eğitimden Vazgeçmeyeceğiz
3
ÇEDES projesi, eğitimi dinselleştirmenin, laikliği fiilen ortadan kaldırmanın
araçlarından biridir. Bu proje derhal iptal edilmelidir.
Okullar, hiçbir inanç grubunun, vakfın ya da cemaatin propaganda alanı değildir.
Buradan Milli Eğitim Bakanlığı’na ve İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne sesleniyoruz:
1. Ensar Vakfı ve benzeri yapılarla imzalanan tüm protokoller derhal iptal
edilmelidir.
2. ÇEDES projesi tümüyle durdurulmalıdır.
3. MESEM uygulamasına son verilmeli, çocuk emeği yasaklanmalıdır.
4. Okullarda her çocuğa en az bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek
sağlanmalıdır.
5. Rehberlik hizmetleri kamu eliyle güçlendirilmelidir.
Türkiye İşçi Partisi olarak buradan ilan ediyoruz:
Çocukları cemaatlere teslim etmeyeceğiz.
Çocuk emeğine, gericiliğe ve piyasacı eğitim anlayışına karşı mücadele edeceğiz.
Laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunmaktan bir adım geri atmayacağız.
“Çocukları Cemaatlere Değil, Bilime Emanet Edeceğiz”
Bugün burada, Milli Eğitim Bakanlığı eliyle işlenen açık bir anayasa ihlalini teşhir etmek için bulunuyoruz. İzmir’de devlet okullarının, ders saatleri içinde Ensar Vakfı’na açılması bir idari tasarruf değil; laikliğe, çocuk haklarına ve kamusal eğitime yönelmiş bilinçli bir saldırıdır.
14 Ocak 2026 - 16:51


YORUMLAR